1. savaş öncesi 'angel in the house' olarak tanımlanan piti piti, narin, kırılgan, duygusal, dünya meselelerine kafa yor(a)mayan, güvenli bölge olan evinde yapabileceği en iyi ve en kutsal görev olarak çocuklarını iyi birer centilmen olarak yetiştirmek hayatının tek gayesi olan bir kadın tanımımız var. sonra savaş kapıya dayanıyor, erkekler ortadan kayboluyor. fabrikalarda kim çalışacak? e geriye kim kaldıysa tabi, o piti piti kadınlar. böylece bu 'rosie the riveter' figürü ortaya çıkıyor.
" we can do it! " diyor hanımkızımız. erkeklerin yaptığı üretimi kadınların da pek ala yapabileceğini gösteriyor.
savaştan sonra tabi bu fabrika çalışanı kadınları eve geri tıkmaya çalışıyorlar, e evin erkeği geri döndü, baş çavuşun eşeği mi ki karısını kızını çalıştıracak? o evde otursun bebek fabrikası olarak devam etsin değil mi ama..